2000 yılı ve sonrasında doğanlar ‘Z Kuşağı’ olarak sınıflandırılıyor. Tam da teknolojik gelişmelerin hız kazandığı yıllarda doğdu onlar... Çelik-çomak oynamadılar… Bilgisayar başında büyüdükleri için sokak oyunlarının çoğunu bilmedikleri kesin.. Misket nedir bilmezler mesela. Yakan top, seksek, elim sende oyunlarına yabancılar…
Tüm dünyanın kendi eksenleri etrafında döndüğünü sanıyorlar! Önceki kuşaklara göre daha özgür ve özel bir birey olarak kabul görülme içgüdüleri var! Belli başlı özellikleri şöyle ifade ediliyor Z Kuşağının;
Akademik hayatları ve iş düzenleri konusunda endişe taşır, bireyci davranışlarda bulunur, ortaklaşa işler yapmaktan kaçınırlar. Hayal dünyaları gelişkindir ve sorunlara çözüm bulma yetenekleri yüksek olmakla birlikte aşırı isyankârdır. Yüksek özgüvenleri bulunur. Çabuk sıkılırlar, kolay adapte olamazlar ve hızlı yaşamaya alışmışlardır. Bağlılık düzeyleri zayıftır; kurallara ve otoritere çok fazla bağlı değillerdir.
Ülkemizdeki Z Kuşağı gençliğin en önemli ‘ortak özelliği’ ise AKP dönemi çocuğu olmalarıdır.
Ne yazık ki siyasette nezaket abidesi olan Bülent Ecevit’i tanımadılar. Hoşgörü timsali Süleyman Demirel’i bilmezler. Bugün yaşadığımız sosyal ve siyasal sorunları yıllar önce öngören
Necmettin Erbakan’ı hatırlamazlar. Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra Türk’ün büyük Başbuğu Alparslan Türkeş’i sorsan, ‘O kim?’ derler…
Sosyal medyada, yazılı ve görsel basında sürekli nobran siyasetçi figürleriyle karşı karşıya olduklarından, siyasetin ülke idare etmekten çok ‘kavga arenası’ olduğunu düşünüyorlar. Bilişim ve teknoloji çağının en önemli gelişmelerinin yaşandığı yapay zekâ çağında yaşamalarına rağmen, Türk Siyasetinde ‘yapaylığın olduğu döneme’ denk geldiler…
Yaşam, onlar için toplumsallıktan öte bireyseldir! Sessizler.. Çok konuşmazlar.. Yorum yapmazlar.. Fikir beyan etmezler! Oldukça üşengeçtirler!
Bizim evde mesela..
Z kuşağına mensup iki vatandaş var... Yemeklerini yedikten sonra masadan tabağını kaldırmaktan aciz, odalarındaki dağınıklığı annelerinin sürekli ikazları sonucu ‘bi zahmet’ toplayan, sürekli kendi dünyasında yaşayan, gelecekle ilgili görüşleri sorulduğunda umutsuzluğunu ifade eden ve susan gençler onlar…
Susmak en büyük çığlıktır aslında! Baskılara, zulme ve dışlanmışlığa karşı isyandır adeta! İşte bu Z kuşağı, evde odasını toplamaktan acizken, sofradan tabağını kaldırmaya üşenirken, birden bire uyanıverdi derin sessizliğinden...
Günlerdir izliyoruz onları... Hak, Hukuk, Adalet diye haykırıyorlar... Özgürlüklerini istiyorlar…
Ve bir gerçeği yüzümüze haykırarak bağırıyorlar adeta! ‘’Sizden bir halt olmaz! Biz kendi geleceğimizi kendimiz kurtarmak zorundayız’’ diyorlar…
Vandallık, taşkınlık yapmadan anayasal haklarını kullanıyorlar! Ama özgürlüklerini haykırmanın bedeli olarak gözaltına alınıp, tutuklanıyorlar…
Tüm baskı ve şiddete rağmen, Z Kuşağımız özgürlük yolundadır…
Ülke nüfusumuzun yaklaşık olarak yüzde yirmisini oluşturan ve ilk oylarını kullanacak milyonlarca gencimiz, ilk seçimde sandığa ‘özgürlüklerini’ atacak ve kendilerini baskılayan bu gidişe son vereceklerdir.
Bravo çocuklar...
Mustafa Kemal Atatürk’ten devraldığımız Türkiye Cumhuriyeti emanetini tam anlamıyla müdafaa ve muhafaza edememenin ezikliğiyle sizlere devrediyoruz.
Gelecek sizin... Umut sizin...
‘Kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet’ diyerek yaktığınız özgürlük ateşi, geleceğinize ışık tutacaktır, eminim...
Hür ve özgür bir Türkiye’de gönlünüzce yaşamanız dileğiyle…
Yolunuz aydınlık olsun!