Gündem hızla değiştikçe başımıza gelen önemli olayları çabuk unutuyoruz. Örneğin Kartalkaya yangınını unuttuk. Yangından sonra bir çok konuda yorum yapıldı ama genel bir konu atlandı gibi geldi bana.
Memleketimizdeki mevcut bütün kayak merkezlerini bilen, kayak tutkunu emekli bir subayım. Subaylığım süresince Dağ, Kış, Derin Kar ve Şiddetli Soğuklarda Harekat görevleriyle görevlendirilmiş birliklerde komutanlık, ilgili askeri okullarda da öğretmenlik yaptım.
İzmit, Büyük Derbentleyim. Köyümüz, Samanlı Dağlarının en yüksek noktası Keltepe’nin kuzey yamaçlarına sıralanmış köylerden biri. Çocukluğumda meşe ve defne ağaçlarıyla kaplı dağda kayak pisti falan yoktu. Yıllar sonra Keltepe'ye Kartalkaya'da seksen kişinin yandığı otelin benzerini, belki de daha büyüğünü yaptılar. Sonra yolunu asfaltladılar. Varsıllar kayak yapmak için kolayca gelmeye, yoksullar yol boyunca sucuk ekmek satmaya başlayınca, Kocaeli Valisi daha çok insan gelsin diye “Keltepe yakışmıyor, bundan sonra burası Kartepe’dir.” dedi. Telesiyejleri ve pist alanlarıyla kayak merkezi oldu. Daha çok Arap ziyaretçilerin bağrış çığrış kayak değil, kızak yaptığı bir yer şimdi Keltepe…
Kartepe, Türkiye’nin yükseklik, mevsim süresi ve kar kalitesi bakımında diğer kayak merkezlerinden daha düşük kapasitededir. Ama bu özellikleri bakımından Antalya’nın Saklıkent’inden daha iyidir. Tabii Ilgaz var, Anadolu’nun en yüce bir dağı. Sarıkamış'ta Çamurlu Dağ, Cıbıltepe, Küçük Süphan var, Bursa'da Uludağ, Dutyeli var, Kayseri'de Erciyes, Isparta’da Davras,Erzurum'da Palandöken, Ankara'da ufacık pistiyle Elmadağ… Hepsinde de devlet desteğiyle binlerce liraya yapılmış telesiyejler, teleskiler var.
Bütün pistlerdeki kayak öğretmenleri asker kökenliydi bir zamanlar. Uludağ dahil, Kartepe hariç, Türkiye’nin kayak merkezlerini önce askerler keşfetmiş, işletmiş ve daha sonra ilgili bakanlıklara devretmişlerdir. Gençlik ve Spor Bakanlığının Kayak Federasyonu başta olmak üzere diğer spor federasyonlarının tarihçesine baktığımızda federasyon görevlilerinin çoğunun askerler tarafından oluşturulduğunu görürüz. Askerlere kökten düşman olanlar bu gerçeği görmezler.
Avrupa, Balkanlar ve Baltık ülkelerindeki kayak merkezlerine gidenler, kış tatillerini bizim kayak merkezlerinden daha ucuza getirdiklerini söylerler. Yol parası hariç, yabancı kayak merkezleri neden ucuzdur? Avrupa, Orta Asya, Japonya ve Rusya Federasyonu’ndaki kayak merkezleri, yetkililerce incelenmeli ve bizim merkezler oralardakilerden daha çağdaş hale getirilmelidir. Örneğin İstanbul’dan İzmir’i dört saatlik yolla birleştirip, Hitler popülizmiyle yol ve köprülere ağırlık verip kentlerimizi kalabalıklaştıranlar, Bolu ile Kartalkaya arasındaki yolu yapmamışlardır. Üstelik milleti Tek Adam yönetim biçimine inandırırken, eşgüdüm ve işbirliğinde çabukluk sağlayacağız diyenler, Orman, Turizm ve Şehircilik Bakanlıklarıyla birlikteliği sağlayamamışlar, kayak merkezine bir yangın söndürme istasyonu bile yapmamışlardır.
Kadını erkeği, insanoğlu kaymayı sever. Uludağ ve hatta Saklıkent’te kafası paketli, kayak pantolonu üstüne manto giymiş hanımları bile görürsünüz kayarken. Kaymanın dini kitabı, kılığı kıyafeti yoktur. Biz çocukken, tahta kayaklar, telden yapılmış bağlamalar, meşinden kayak botları vardı. Günümüzde bütün donatım ve giysiler kusursuz malzemelerden yapılma. Sarıkamış’ın toz karında kaymanın tadını vermese bile her kış kayak donanımlarını alır, bu merkezlerin birinde kayardık bu yaşımıza kadar. Bu kış Kartalkaya’daki faciadan sonra kaymak içimizden gelmedi.
Kayak merkezleri elbette Türk turizminin önemli yerleri. Kış ve yaz turizmi yerlerindeki denetimler olmazsa facialar devam eder ve Araplar turistler hariç yabancı ve yerli turistler oralara zor gelir. Bütün kayak merkezlerindeki telesiyej ve teleferiklerin liftleri, baskıları, dişlileri, çarkları, halatları, konaklama yerleri, fiziki güvenlik, iş sağlığı ve güvenliği, doğal afet önlemleri ve maliyetler yönünden periyodik olarak denetlenmelidir. Bu denetimler çok kolay ve çok ucuza yapılabilir. Denetlenmezlerse, konaklama yerleri şirketleri, yatak odalarına bir ikaz düdüğü koymayı bile çok görürler. Bu mevcut düzen, serbest piyasa düzeni de kamusal düzen de değildir. Son çeyrek yüzyıldır Türkiye’ye musallat olan bu düzen, denetimsizlikten yararlanarak köyün tavuklarını kapıp kaçan ve daha fazlasını isteyen, bedavacı çakalların düzenidir.
Bizde kazalar, belalar ve facialara karşı önlemler, olay yaşandıktan sonra alınır. Facialardan sonra alınan bu palyatif önlemler de bir süre sonra kaldırılıp yaşanılan faciadan önceki duruma dönülür. Çünkü denetim ve oto kontrol yoktur. Bu anlayışa son verilmesi ve önlemler, sakin düşünülerek, ortak akılla alınmalıdır.
Asıl önereceğimiz konu da şudur:
Bütün kayak merkezleri ister istemez giderek hem kayak hem eğlenceyi bir arada yaşar oldular. Hele Ankara'ya yakın olması dolayısıyla Bolu Kartalkaya daha da eğlence yeri oldu. Kartalkaya, yananların anısına, turizm sektöründen alınıp, Gençlik ve Spor Bakanlığına verilmeli ve orası eğlence yeri değil sadece “Kış Sporları Eğitim Merkezi” olmalıdır. Türkiye’de Kartalkaya’dan başka, belli bazı kayak merkezleri de sadece kayak sporuna hizmet edecek, eğlence hizmetinin olmadığı yerler olarak ayrılabilir.