19 Mart’tan bu yana ülkede, iktidarın hiç beklemediği gelişmeler yaşanıyor. İstanbul’da önce Saraçhane ardından Maltepe’de düzenlenen mitingler muhalefetin gövde gösterisi niteliğindeydi. “İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder” sözünü hatırlatan nitelikteydi. İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanı adaylığı için 23 Mart ta düzenlenen nabız yoklaması kamuoyu araştırması niteliğindeydi.
AKP’nin kaleleri dahil pek çok şehirde yurttaşlar cumhurbaşkanı adayı İmamoğlu’na destek yürüyüşleri, mitingler düzenlediler. Bu desteğin giderek büyümesi bekleniyor.” İktidar, kendi eliyle bir kahraman yarattı. Dip dalgası tsunami oldu. Teşekkürler AKP” deniliyor. Protestolar “Erdoğan’a meydan okuma” olarak niteleniyor.
Bu protesto eylemlerinin en dikkat çekici yanı ise, başta Türkiye’nin en gözde üniversitelerine mensup öğrenciler, üniversite öğrencilerinin de eylemlere katılmaları. Politika dışı bilinen Z kuşağının protestolarda ön saflarda yer alması sürpriz ve şaşkınlıkla karşılanıyor. Gençlerin eylemlerinin salt İmamoğlu’nun diplomasının iptali ve tutuklanmasına tepkiden kaynaklanmadığı, başka nedenleri de olduğu belirtiliyor.
Üniversiteli gençler adına yapılan açıklamalarda, partisizlik vurgusu dikkat çekiyor. “Bizim isyanımız geleceksiz kalan bir gençliğin, gençliğini yeniden elde etme isyanıdır” deniliyor. Öğrencilerin Saraçhane’ye İmamoğlu için değil, demokrasi, özgürlük ve adalet için gittikleri belirtiliyor. Öğrencilerin gösteriler boyunca attıkları “Hak, hukuk, adalet”, “Hükümet istifa”, “Mustafa Kemal’in askerleriyiz”, “Türkiye laiktir, laik kalacaktır” sloganlarına işaret ediliyor. Sıklıkla Atatürk içeren sloganlar atan gençlerin, gelecek kaygısı taşıdıkları, ekonomik güçlüklerden yakındıkları, Erdoğan’ın görev süresini 2028’den sonra da sürdürmek istemesini eleştirdikleri bu çerçevede ifade ediliyor. Gençlerin protestolarının CHP’nin tutumundan bağımsız olduğu ve eylemlerin devam edeceği söyleniyor.
Polisin gençlere yönelik tutumu, tutuklamalar ve iktidar yandaşlarının propagandasına rağmen, hareketin büyüklüğünü gören, iç politikada kaynayan kazandan habersiz gençlerin hükümetin geri adım atacağı umudunu taşıdıkları, “protestoları sürdürürsek bir şeyleri düzeltebiliriz. Belki yarın değil, ama sonunda karşılığı alacağız” düşüncesine sahip oldukları belirtiliyor.
Öte yandan, iktidara yakın kimi kişilerin, “İmamoğlu ve ilgili diğer kişiler hakkında yapılan adli soruşturmaların hukuk zemininde yürütülmediği” şeklinde eleştirilerde bulundukları gözlenmekte. Ülke mevzuatının ilgili hükümlerinin ve Türkiye’nin taraf olduğu insan hakları ile ilgili uluslararası sözleşmelerin hükümlerinin göz ardı edildiğine dikkatler çekiliyor. Bu eleştirileri önemseyen kimi gözlemciler de “‘Usul esastan önce gelir’ prensibi dolayısıyla usulde bir yanlışlık yapıldıysa bu yanlışlık bir yerden muhakkak dönecektir” demekteler. İktidarın bu uyarıları ne ölçüde dikkate alacağı belirsiz.
AKP toplumdan böyle bir tepki beklemiyordu. İnsanların ülke çapında sokaklara döküleceğini düşünmüyordu. Gelişmeleri kâh öfke, kâh şaşkınlıkla izliyorlar. Ancak bu tepkinin nedenlerine ilişkin öz eleştiride bulunmadıkları, CHP ve gençleri suçladıkları görülüyor. ”Nerede yanlış yaptık?” gibi bir soru sormak akıllarına gelmiyor.
İktidar izlediği politikadan önümüzdeki süreçte geri adım atar mı? Kuşkulu. RTÜK ‘ün 4 muhalif TV kanalına verdiği cezalar geri adım atmayacağının bir işareti. Protestoların bir süre sonra hafifleyeceğini düşünüyor olmalılar. Bayram tatilinin uzatılması da bu çerçevede değerlendirilebilir. Ancak CHP’nin hız kesmeden protesto eylemlerini sürdürmesi bekleniyor.
Öte yandan Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, “Milletimiz adına karar veren hâkimler ve savcıları hiç kimse baskı ve tehditle korkutamaz, sindiremez. Yargı mensuplarımız sokak çağrılarından, yalan ve çarpıtmalardan etkilenmez. Kararını dosyaya bakarak verir” diyor.
Anayasamızda da benzer hususlar vurgulanır. Bu itibarla, hiç kimseden baskı görmemesi, tehdit edilmemesi, sindirilememesi gereken ve yalanlardan, çarpıtmalardan etkilenmeyen hâkim ve savcılarımızın dosyaya bakarak verecekleri kararları kamuoyumuz merak ve ilgiyle bekliyor.
Halkın nabzını sürekli test ederek, ön hazırlığını yapan Erdoğan’ın önümüzdeki süreçte de bu tutumunu sürdürmesi bekleniyor. Belki önümüzdeki dönemde kamuoyunu meşgul edecek başka krizler gündeme gelebilir. Temel hedef “Erdoğan’ın her koşulda vazgeçilemez lider olduğu ve ülke sorunlarının ancak onun üstesinden gelebileceği” algısını toplumun önemli bir kesimince benimsenmesini sağlamak. Bu hesap tutar mı, evdeki hesap çarşıya uyar mı zamanı geldiğinde göreceğiz.