Yaşamda "Ben ben" demeyi sevmem. Çünkü "ben, ben" demek bir kompleksin ürünü, sonucudur. Bir başka "ben" olayı vardır ki, sizin olaylara, kişilere ve durumlara ilişkin tavır ve davranışınızı açıklar.
Bir
köy delikanlısı olarak büyüyünce, öyle büyük hedef ve idealleriniz olmaz. Hele
bir de evin büyük oğlu iseniz, zaten size biçilmiş rol bellidir. Babanın yükünü
almak; malı mülkü, tarlayı tokatı idare edip, kardeşlerine bakmak.
Bu
açıdan bakınca, senin özel bir çaba harcamana gerek yoktur. Hani o ünlü Meksika
yerlilerinin sözü vardır ya, "Kul plan yapar, kader gülermiş!" diye,
işte ben de tam öyle olmuşum.
Anamın,
Babamın tarla tokat işlerini yapacak iken, birden kendimi Ankara'da
bürokrasinin içinde buluverdim. İşler güçler, projeler derken çok erken gelen
yöneticilik pozisyonları ve siyasiler ile zorunlu ilişkiler.
Bir
de, o dönemler bürokrasinin içinde solcu olunca, zorunlu olarak "çirkin
ördek yavrusu" olup çıkıveriyorsunuz. Bu yüzden de, her olan şeye ve
yapılan herkesten daha fazla özenli ve dikkatli olmanız gerek. Çünkü hatanın
geri dönüşü ve size affı yok.
Geçmişte
kişisel olarak bana ya da genele yapılan hataları yapan kişilerin bazıları ile
çok farklı düzeyde arkadaş, dost olduk. Birçok şeye geri dönüp, bakabilme
olanağımız oldu.
İster
güvenlik güçlerinde asker, sivil görev yapsın, ister kamunun idare
organizasyonlarında çalışsın ve önemli görevler ifa etsinler o kadar çok
kişinin pişmanlığını görüp, konuştum ki, o yüzden bugünkülere iki kelam etme
hakkım var.
Devlet,
Kamu bizi yıllarca eğitti, yetiştirdi, adam gibi adamlar etti ve sorumluluk
sahibi olmamızı sağladı ve dahası öğretti.
Özellikle
hükümet kanadında ki siyasilere, kamu görevlilerine, olduğu gibi yerel
yönetimlerde ki belediye çalışanlarına, güvenlik güçlerine seslenmek istiyorum,
14 Mart Tıp Bayramında tartakladığınız kişiler ne sizlere, ne de
iktidardakilere düşman, sadece bazı konularda, ilgililerin dikkatini çekmek
istediler o kadar. Üstelik hepsinin tuzu kuru ve olanları kuzu gibi
seyredenlerin hakları için tartaklanıyorlar.
Size
isim vererek iki anımı aktarayım.
Toprağı
bol olsun, bir gün Av Baha Erken Ağabeyimin Kızılay'daki bürosundayız.
Tesadüfen uğradım. İçeri girince, odada oturdukları Mamak Muhabere Okul
Komutanı General Selahattin Gökkartal paşaya, "bak senin şu işlerini rica
edip, yapak kişi bu" deyip, beni gösterince, paşa o yaşına karşın ayağa
kalktı ve bana hiç beklemediğim bir sağı gösterdi.
Ben
hemen kendimi toparlayıp, "aman paşam" deyip yerine oturttum ama olan
olmuştu. Ben de, kendisini tanıdığımı, hatta askerde "asteğmeni"
olduğumu söyleyince rahatladı.
Doğal
olarak, ne zaman ve nerede diye sordu. Ben de;
Dört
ay Gaziemir Ulaştırma okulu, dört ay sizin orası ve kalanını da Ağrı destek
kıtaları deyince, benim "Sakıncalı asteğmen" olduğumu anlayıp, bana
"sakıncalı" olmayı yakıştıramadığı için olsa gerek, çok üzüldü ve
"keşke bana gelseydiniz, bakardım" gibisinden sözler söyledi. Sizin
hiç bir kusurunuz yok deyip olanları anlattım.
Bu
kez de olayın asıl müsebbibi bir hakim idi. Onun da toprağı bol olsun Yüksek
Yargıç, Yargıtay Üyesi Erol Öcal ağabeyimin odasındayım, emekli olmuş birileri
geldi ve beni de tanıştırdı.
Antalya'da
hakimlik yaptığı için Antalya anıları paylaşılıyordu. Ben de, Antalya İnşaat
Okulunda okurken, başımdan geçen ama yaşamımı karatan bir adli olaydan söz
ettim.
Dünya
çok küçüktür denir ya, ben de bir mahkeme anını anlattım. Okulda derste idim
ama bazı sınıflar meslek lisesinin teknik resim laboratuvarlarda derse
gitmişler ve sağ-sol öğrenci kavgası yaşanmış.
Bir
gün sonra, okula polisler geldi ve ben de dahil on arkadaşı alıp doğruca
mahkemeye, orada da hakim, "Antalya'da anarşiye izin vermeyeceğim",
deyip bizi dört gün kapalı cezaevine yollaması ile olay başladı. Dört gün sonra
masum bulunup çıktık ama gel gör ki sicil dosyamdaki, "sağ görüşlü
öğrencileri darp" suçu, hep sicili bozuk, tescilli solcu yapıp, o kadar
çok bedeller ödedim ki!
Hakime
olanları anlatınca, nasıl üzüldü anlatamam.
Bazı
görevler elbette ki, önemlidir. Hatta siz kendinizi kahraman olarak bile
görebilirsiniz. Ama unutmayın, yaşam uzun, bir gün siz de vatandaş olarak,
çektirdiklerinizi tanıyınca çok üzüleceksiniz.
İnanın
bir gün, 89 yaşındaki, Doktoru Profesörü tartaklayan polis de çok üzülecek,
vicdan azabı çekecek. Ben çekenleri çok gördüm de.